45’lik Plaklar: Yetmişli Yılların Efendi Çocukları

27 Aralık 2019 0 Yazar: admin

Küçükken teyzeme aşıktım, teyzem de Erol Evgin’e; odasının her köşesini Erol Evgin’in fotoğraflarıyla süsler, bütün gün ah çekerek onun şarkılarını dinlerdi gönlümün nuru. Erol Evgin’e oldum bittim uyuz oluşum bu yüzdendir, sonradan saçının peruk olduğunu öğrendiğimde içimin yağları erimişti. Seneler seneler sonra plaklara merak sarıp, yetmişli yılların şarkılarını dikkatle dinlemeye başlayıp, o dönemde ne kadar sağlam bir müzik yapıldığını, kimsenin haybeye isim olmadığını anladığımda, nedamet getirip Erol Evgin’in de hakkını teslim ettim, allah beni affetsin.

Yetmişli yıllar Türkiye’de müzik üretiminin altın yılları; her türden, her telden, her yöreden yüzlerce plağın basıldığı, kayıtların herhangi bir oynama olmadan canlı yapıldığı, dolayısıyla işinin ehli müzisyenlerin nota hoplattığı, canlı, hareketli, kaliteli bir dönem. O yüzden bu dönemde popüler olmak için fizik, kimya, biyoloji yetmiyor, iyi şarkıcı olmak şart; sadece plak da değil, gazinosu var, gece kulübü var, fuar konserleri var, her gece hatta aynı gece birkaç farklı mekanda canlı performans attıracaksın, az buz iş değil, adamı yerler. Bazı ayrıksı isimler yok mu, elbette var, ancak birkaç plak çıkartıp kalıcı olamamış çoğu; gerçek starlar ise müzik bilgisi kuvvetli, hançeresi kudretli, performansı etkili isimler, helali hoş olsun.

Sanat sepet işlerinde yıldızlık mertebesine erişmek bütün dünyada tek başına sanatkarlıkla olmuyor, kuşkusuz imaj da önemli bir faktör. Yetmişler, batıdan bize doğru esen çiçek çocukları rüzgarının ortalığı ısıttığı, kadınların mini etek, mantar topuk, erkeklerin uzun saç ispanyol paça modasına uyduğu, renkli, özgürlükçü yıllar. Yine de ‘efendilik’ hala geçer akçe; Tecavüzcü Coşkun, Nuri Alço gibi alkol ve uyuşturucunun pençesinde partiden partiye koşan olumsuz erkek imajının karşısında temiz yüzlü, iyi giyimli, kibar, nazik, romantik, dürüst erkek imgesi genç kızların hayallerini süslüyor hala. Ben de sesleriyle evimi dolduran, nesli tükenmekte olan bu efendi çocuklara bir güzelleme yapmak istedim, isterseniz gelin bazılarını birlikte hatırlayalım.

Atilla Atasoy: İlkokuldayken birbirimize ‘naber’ demek yerine ‘söyle nasıl şimdi haberler’ demek modaydı, işte gerçek bir starın hayatımızı etkileme biçimi, popüler kültürün yaşama ince ince sızışı. Atilla Atasoy, tok sesi, gece feneri sarısı saçları, gösterişli sakalıyla gayet yakışıklı, beyefendi bir abimizdi. Yolda görsem önünde secdeye yatardım, o derece. Aynı zamanda eczacıydı hatırlarsınız, gündüzleri ilaç satar geceleri pelerini kuşanıp Süpermen olurdu. Kimbilir ne aspirin pazarlamıştır kadın hayranlarına, 1984 yılında Kadınca tarafından en seksi erkek seçilmesi boşuna değil zira. Ömrü uzun olsun.

Ömür Göksel: Kadife ses diye bir tabir var ya, sanki Ömür Göksel için biçilmiş gibi gelir bana; sadece sesi değil yüreği de kadifedir, onu dinlerken tavşan severmiş gibi hissederim hep. Türkiye’nin Frank Sinatra’sıdır. Üstelik iyi bir aile babasıdır; daha az bilinen yanı ise futbol ve basketbolda gösterdiği başarılardır. Ancak bu mutlu adam şarkılarında aşktan yana dertlidir; öyle darbeler yemiştir ki ‘sevemem artık’ diye yeminler eder, ‘yaşadım mı öldüm mü’ diye hayıflanır, ne de olsa bizde aşklar marazidir, kavuşamama her daim para eder.

Erol Evgin: Erol abinin kulaklarını o kadar çok çınlattık ki, ona bir saygı durmadan geçmek olmaz. Önceki nesil sanatçıların içinde onun kadar iş yapmış biri daha var mıdır bilmem; müziğin yanında oyunculuk, sunuculuk, televizyon programcılığı, seç beğen al. Mimarlığına hiç girmiyorum. Üstelik hala taş gibi ayakta, botoksu görmezden gelirsek bence Ajda’dan bile taş. Ama galiba onu asıl Erol Evgin yapan, Çiğdem Talu ve Melih Kibar işbirliğiyle yaptığı şarkılar, isimlerini saymama gerek yok. Bir de su götürmez nezaketi, naifliği, karınca incitmez inceliği… İnşallah daha uzun yıllar sahnelerden inmez, bir de dans etmeye çalışmasa.

Bülent Ersoy: Şaşırmayın, o da bir zamanlar efendi bir erkekti. Takım elbiseli, şimdi artık karikatürize bir hale gelmiş aşırı kibar halleri vardı. Yetmişli yıllarda çektiği filmlerde aşık, müzisyen çocuk olarak karşımıza çıkmıştı. Hey gidi yıllar. Bir dönem ‘baharı bekleyen kumrular gibi’ şarkısını hançereden söylemek, ‘i Will always love you’yu Whitney Houston gibi söylemeye benzeyen bir meydan okuma gibiydi; benim de söylemişliğim var. Yine de Bülent Ersoy’u büyük bir yıldız yapan, böyle bir memlekette kendi tercihini, kendi kimliğini kabul ettirerek, her türlü zulme karşı inatla ayakta kalabilmesidir, gerçekten saygı duymak lazım.

Yetmişli yıllara ait minik bir seçki yapmaya çalıştım size, şüphesiz bu dönemin müzik dünyası ciltlerce ansiklopediye sığmaz, başka yazılarda yine döneriz. Ama şimdilerde kibarlığın pek de para etmediği bir imaj hakim, artık devir değişti, yeni neslin değerleri doğal olarak farklı. O eski, çıtırtılı plaklarda kalan güzelim ‘efendi çocuklara’ selam olsun.