Birtakım Etkinlikler: Evde Enstrüman Çalmak

25 Kasım 2019 0 Yazar: admin

Çocukluğumun geçtiği kasabada, hayatımı derinden etkileyen, olağanüstü renkli tipler yaşardı; bunlardan biri de Berber Mustafa’ydı. Berber Mustafa, briyantinli saçları, her daim bakımlı bıyıkları, üstten üç düğmesi açık gömleği, göğüs kıllarının üzerine kurulmuş altın kolyesi, ispanyol paça pantolonuyla, devrin metroseksüeli, gayet janti bir abimizdi. Gündüzleri saç-sakal keser, akşamları da düğünlerde saksafon çalardı. Saksafonla kasap havası çalınabileceğini ilk onda gördüm, daha da görmedim zaten.

Her gittiğimiz düğünde, millet pistte kan ter içinde göbek hoplatırken, ben Mustafa abiye kitlenir, saksafon çalışını gözümü kırpmadan izlerdim. Saksafon bende giderek bir tutkuya dönüştü. Bir gün Mustafa abi başımda eşek traşı çalışmalarını sürdürürken, kendisine konuyu açtım: ben de çalabilir miydim? “Tabii ki çalabilirsin oğlum, çalıştıktan sonra yapamayacağın şey yok” dedi, ilk hayat dersimi almıştım. “Ama kendine ait bir saksafonun olması şart”. Ben sustum, fonda arabesk bir müzik çaldı, kaşlarım küçük Emrah pozisyonuna geçti, gözlerim doldu, “ama benim param yok ki amca” dedi içim, dışım ölüm sessizliği…

Akşam utana sıkıla, konuyu babama açtım. Babam rakısından bir yudum aldı, bir süre yüzüme baktı, insanlık için kısa, benim için sanki yıl gibi gelen bir süre. Babam çok kibar adamdır, hayatı boyunca bizi mutlu etmek için didindi, “ne saksafonu oğlum allahın siktir ettiği bu yerde, manyak mısın” diyemedi. Beni kırmamak için klasik bir cevaba başvurdu: “Bakarız”. En pis cevap; çocuk yaşta, imkansızlığın farkına varmanı engelleyen, boş yere umut veren bir yanıt. O günden sonra bir daha hiç sormadım babama ne oldu diye; ama yaklaşık bir altı ay, her akşam pencerede babamın eve elinde saksafonla gelişini bekledim. Çocuk kafası işte. Elbette gelmedi, elinde şifreli Bond çanta dışında bir şey yoktu.

Berber Mustafa’nın saksafonu

Üzülmeyin, hikayenin serimi hüzünlü, ama sonu mutlu allahtan. Kırk yaşıma geldiğimde artık cebimde param, arkamda taş gibi duran bir karım, bana destek olacak bir miktar müzisyen dostum vardı; alt katım boş, üst katım sağır, yan komşum arkadaşımdı, ortam çok uygundu anlayacağınız. Gazı yemiştim, en sonunda Yüksekkaldırım’a gidip, çocukluk aşkıma kavuştum. Her gün, hiç aksatmadan, bir saat kadar çalışarak, üç ayda nota okumayı, temel teknikleri öğrenmeyi, altı ay sonunda da basit parçaları eşlikli çalmayı başarmıştım. Ne büyük bir başarı hikayesi yarabbim.

Söylemeye gerek var mı bilmem; evde enstrüman çalmanın pek çok faydası var. Bir kere sizi disipline ediyor; metodik ve düzenli çalışmayı öğretiyor, giderek kendinizi keşfetmenizi sağlıyor. Size yeni bir dil kazandırıyor; sözcüklerin aldatıcı, yanıltıcı lisanından bağımsız, dünyanın her yerinde geçerli, duyularla vücut bulan, sıradışı bir dil. Daha önemlisi, enstrüman çalmak sizi gündelik dertlerden, hayat gailesinden, memleket meselelerinden bir süreliğine de olsa uzaklaştırıyor; bir nevi antidepresan yani. Çalışmanın, çalıştıkça başarmanın, başardıkça tatmin duygusunu yaşamanın hazzını veriyor; eve gelen ahbaplarınıza marifetinizi göstermek de cabası. Sadece ‘Akdeniz Akşamları’nı çalsanız bile, havanızdan geçilmez.

Yalnız bu yazıdan sonra ‘cuş u huruş’a gelip, “ben de çalarım” diyenlere birkaç tavsiyem var. Siz siz olun, benim gibi marjinal bir enstrümana yönelmeyin; mutlaka ortamınıza uygun bir alet seçin. Örneğin eve bateri kurmak doğru bir tercih olmaz, zira baterinin sonu kapıya polisin dayanması olabilir. Kendinizi ilkokulda belletilen blok flüt, melodika ezberinden kurtarın, gerçek bir çalgıya yönelin. Her konuda olduğu gibi, içinizin sesini dinleyin, arzunuzun, tutkunuzun, müzik beğeninizin dikine gidin; artık gitar mı olur, yan flüt mü, bağlama mı, kabak kemane mi? Paşa gönlünüz bilir. Ancak seçiminizi yaparken size yol gösterecek araçların varlığından emin olun; kısa bir araştırma sonucunda çeşitli metotlara ulaşabilirsiniz, internet koca bir dünya ne de olsa. Son olarak da bütçenize dikkat edin, bazı enstrümanlar pahalı olabilir, sürekli masraf çıkartabilir. Hala kontrbas çalmak isteyen varsa da, o sizin bileceğiniz iş, karışmam.

Sevgili ev kuşları, benden söylemesi, enstrüman şahane bir dost, sakın ha benim yeteneğim yok demeyin. Unutmayın sizin de mangal gibi bir yüreğiniz var.