Kendine Yazı: Yazmak İsteyenlere Tavsiyeler

9 Aralık 2019 1 Yazar: admin

Pek çoğumuz yazmaya başlamak için ilham geleceğini zanneder, oysa ilham öyle durup dururken, çiş gibi gelen bir şey değildir. İlham; belli bir çabanın, çalışmanın, birikimin, yaşanmışlığın doğal bir sonucudur daha çok. Elinde ucu yıldızlı, sihirli bir değnekle havada uçup, ‘dur bakayım acaba şu değneği hangi şanslı insanoğluna değdirsem’ diye dolaşan bir peri olduğuna inanmak, en hafifinden safdilliktir, uyarayım.

Ben yazmaya mektupla başladım. Özellikle yeni nesil okurlar yontma taş devrinden geldiğimi düşünebilir, hayatında pul görmemiş bir sürü insan var zira. Ortaokul yıllarımda, çok sevdiğim yatılı bir arkadaşım vardı, yazları Karamürsel’e ailesinin yanına gider, görüşemediğimiz bu dönemde de birbirimize mektuplar yazardık. Manita değildik yanlış anlaşılmasın, aşk mektubu değildi yazdıklarımız, yine de özenle, ciddiyetle, en az 10-15 sayfa döktürürdük. Sonraki yıllarda, makaleden eleştiriye, öyküden denemeye, günlükten oyuna, farklı türlerde at oynattım; at bu işten hoşnut mu bilemem, ama çocuk yaşta yazdığım o mektupların bana bir yazma pratiği kazandırdığını şimdi şimdi fark ediyorum.

Yazma konusunda bir miktar tecrübem var evelallah; ‘pre-bilgisayar’ dönemlerinde daktilom bile vardı düşünün, o derece yani. Daktilo deyip geçmeyin; bir kere parmak kası yapar, dikkat gerektirir çünkü yazdığınızı silmek zordur, üstelik kafa da ütüler, o yüzden (komşuları da hesaba katarak) yazma saatlerinizi bir düzene koymanız gerekir. Bütün bunların sizi belli bir disipline soktuğunu söylememe gerek yok. Aranızda yazmaya hevesli olan ev kuşları varsa, bu deneyimlerimden süzdürdüğüm bazı tavsiyeleri sizlerle paylaşmak isterim; ama ilk başta şunu söyleyeyim, yazmak sadece yazmaktan ibaret değildir, sizi besleyecek, donatacak, giderek dillendirecek bazı araçlar da gerektirir, sabır ve emek ister. Hala ilhama ihtiyaç duyan varsa da, İlham Gencer dinlesin.

Önce Okuyun: Söylemeye gerek var mı bilmem, okumadan yazamazsınız. Nasıl ki bir çocuk anadilini dinleyerek öğreniyorsa, yazmayı da ancak okuyarak kavrayabilirsiniz. Belirli bir amaç gütmeden, hedefe kitlenmeden, her türden, her dilden, her tarzdan bol bol okumak zamanla sizi kendi yazmak istediklerinize, kendi dilinize, üslubunuza ulaştıracaktır. Frenkler yazılı metin için tekst sözcüğünü kullanıyor, tekstilin kökeni; yani her metin kendi içinde bir dokuma, dünyada kendinden önce yazılmış bütün metinleri içeren bir halı gibi. Hiçbir metin kendinden menkul değil anlayacağınız. Eğer yazının işleyişini, yapısını, anlatım yöntemlerini, tekniğini anlamak ve uygulamak istiyorsanız, çeşitli okumalar yapmak bir zorunluluktur. Unutmayın, kimse anasının karnından elinde kalemle çıkmaz, kalem tutmak için önce parmakların sonra da zihnin güçlenmesi gerekir. Ancak öyle kurban olurum o kalem tutan ellere.

Gözünüzü Tavana Dikin: Hiçbir şey yapmadan oturduğumuz günler olur, böyle günlerde kendimi kötü hisseder, tembelliğimden yakınırım. Bir gün karım “senin tembelliğe de ihtiyacın var; düşüneceksin, hayal kuracaksın, belki boş boş tavana bakacaksın, sonra bir bakmışsın fikirler birikmiş, birden yazmaya başlamışsın” deyiverdi. Sanki Aristo mübarek, ani bir aydınlanma yaşattı bana. Yazacak fikirler bulmak için kendinize vakit ayırın; gezmelere, uzun yürüyüşlere çıkın misal, kahvelere, berberlere, pazarlara, hayatın aktığı yerlere uğrayın, insanları dinleyin, hikayelerini öğrenin; amaçsızca düşünün, gündüz düşleri kurun, gece kabusları görün. Aşık olun, meşrebiniz uygunsa içip kepaze olun. Kısacası hayatı hayatın içinde yaşayın. Hiçbir şey yapmasanız da sırt üstü uzanıp boş boş tavanı seyredin. O tavanın beyaz bir kireçten ibaret olmadığını zamanla fark edeceksiniz.

Düzenli Yazın: Kaleminizi sivriltmek için bir kalemtıraşa, bir de düzenli yazmaya ihtiyacınız var. Her gün mutlaka yazın; ama yarım saat, ama bir saat, yazmayı ihmal etmeyin, bir mesai haline getirin, yazacağınız saatleri önceden programlayın. İster günlüğünüzü doldurun, ister şiir yazın, ister notlar alın, ister bir öyküye başlayın, yazdığınız şeyler bir amaç gütmese de size hem bir yazma antremanı sağlayacak, hem kaleminizi parlatacak, hem de yeni kapılar aralayacaktır. Cebinizde bir defter, deftere dost bir de kalem bulundurun; nitekim kalem olmadan defter bir işe yaramaz, nerde olursanız olun aklınıza gelenleri defterinize düşün. Yatağının başında, tuvaletin kenarında ayrı ayrı defterler bulunduran yazarlar tanıyorum. Ne de olsa Türk’ün aklının geleceği yerler belli.

Delirmekten Korkmayın: Melih Cevdet “şair bilinçli bir deli, bilinçli bir çocuktur; saçmalayan ve şakalaşan biridir, böylece doğayı korku verici olmaktan çıkarır, masala çevirir” diyor. Yazmak normale, anormal bir yerden bakmaktır, unutmayın. O yüzden yazarken delirmekten, uçmaktan, kaçmaktan, saçmalamaktan korkmayın. Amacınız kendini akıllı sananların aklını almak, bize akıl diye öğretilenin ezberini bozmak olsun. Herkesin bildiğini, kim niye yeniden okumak istesin ki? Kimse deli damgası yemek istemez, o yüzden insan deli değilmiş gibi yapar; ama deliler herkesin ilgisini çeker.

Yazdıklarınızı Okutun: Kendinizi geliştirmenin yolu, başkalarının gözünde nasıl olduğunuzu anlamaktan geçer; sürekli aynaya bakıp kendinizi onaylamak size bir şey kazandırmaz. O yüzden yazdıklarınızı güvendiğiniz birilerine, en azından birine, okutun, fikrini alın, kendinizi savunmaya geçmeden onu anlamaya çalışın, eleştiriye açık olun; söylenen her şeyi geçerli saymanız gerekmez, ama yazdıklarınız nasıl bir karşılık buluyor anlamanıza yardımcı olur. Unutmayın, ak koyun kara koyun ortaya çıkmadan, sürünüzü güdemezsiniz.

Haydi kaleminize kuvvet.